Hun Imparatoru Attila

Tanrı’nın Kırbacı Hun İmparatoru Attila

Avrupalılar Hun İmparatoru Attila için “Tanrı’nın Kırbacı” ya da “Tanrının gazabı” adını kullanmıştı. 434 yılından, öldüğü 453’e dek Hun halkının hanı, Hollanda’dan Ural Nehri’ne, Tuna Nehri’nden Baltık Denizi’ne kadar uzanan Avrupa Hun İmparatorluğu’nun lideri olan Attila, iktidarı boyunca Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları’nın korkulu rüyası olmuştu. Balkanları iki defa işgal etti. Katalon Savaşı’nda yenilmeden önce Orleans’a (Fransa’da bir şehir) kadar tüm Galya’yı geçerek, Batı Roma İmparatoru III. Valentinian’ı 452 yılında başkenti Ravenna’dan çıkardı. İstanbul ve Roma’ya kadar ulaştı; ancak saldırmaktan çekindi.

Batı Avrupa’nın büyük kısmında zulmün ve hırsın timsali olarak hatırlanan Hun İmparatoru Attila, buna karşılık, Türk tarihi de dahil olmak üzere, doğu tarihlerinin büyük bir kısmında müthiş bir yönetici ve soylu bir savaşçı olarak resmedilir, adeta kahramanlaştırılır.

Hun İmparatoru Attila

Attila’nın fiziksel görüntüsü ile ilgili bir kayda sahip değiliz. Bu konuda tek kaynak, kendisini görme şansı yakalamış antik dönem tarihçileri. Söz gelimi Romalı bürokrat ve tarihçi Jordanes, bir başka tarihçi Priscus’un (Attila ile tanışmıştır) ağzından Hun İmparatoru’nu şöyle anlatır: ‘Kısa boyluydu. Kafası büyüktü. Göğsü geniş, gözleri küçüktü. Sakalları seyrekti ve hafiften ağarmıştı. Burnu düzdü ve oldukça da yanık tenliydi.

Hunların birleşik gücü Avrupa’da 4. yüzyılda şekillenmeye başlamıştı. Savaşa her an hazır olmaları, alışılmadık hareket kabiliyetleri ve aralarında bileşik yayların bulunduğu silahlarıyla komşularına karşı askeri üstünlük sağlamışlardı.

İki kardeş krallığı paylaşıyor

Hunlar, 432 yılında Rugila Han’ın liderliği altında birleşmiş durumdaydı. Onun 434 yılında ölümü, bütün Hun kabilelerinin kontrolünün yeğenlerine; kardeşi Muncuk’un oğulları Attila ve Bleda’ya geçmesini sağladı. İki kardeş tahta geçtikleri sırada Hunlar, Bizans İmparatoru II. Theodosius’un elçileriyle Bizans İmparatorluğu’na göç etmiş firari kabilelerin geri dönüşü hakkında müzakere ediyorlardı. Buna göre Romalılar, sadece kaçak kabileleri teslim etmeyi değil, aynı zamanda Hunlara yıllık haraç olarak verdikleri 115 kilo altını iki katına çıkarmayı, pazarlarını Hunlu tacirlere açmayı ve Hunlar tarafından esir alınan her Roma askeri için sekiz solid ödemeyi kabul etmişlerdi. Bu alışverişten memnun kalan Hunlar, muhtemelen daha da güçlenmek ve takviye almak için bir süreliğine sulh yolunu seçecekti.

Theodosius bu fırsatı Konstantinopol’ün surlarını güçlendirmek için kullandı, kentin ilk deniz duvarını inşa ettirdi ve Tuna boylarında savunma hattı oluşturdu. Hunlar, Pers İmparatorluğu’nu işgal etmeye çalıştıkları beş yıl boyunca Romalıları rahat bırakmıştı. Acemler karşısında Ermenistan’da yaşadıkları hezimetin ardından Pers diyarından vazgeçip, yüzlerini yine Avrupa’ya çevirmekte gecikmeyeceklerdi. 440 yılında yeniden Roma sınırlarına dayanmışlardı. Attila ve Bleda, anlaşma şartlarını ihlal ettiklerini ve Margus piskoposunun da Tuna’yı geçerek nehrin kuzey yakasında bulunan Hunlu asillerin mezarlarını yağmaladığını öne sürerek Romalıları topyekûn savaşla tehdit etti.

Trakya’da yaşayan Yunanlı tarihçi Priscus’a göre, Sırplara ait olan Viminacium (Belgrad yakınlarında bir yerleşim bölgesi) şehriydi. Hunların ilerleyişi Margus’ta başlayacaktı. Romalılar, saldırgan piskoposu Hunlulara teslim etmeyi düşündüğü sırada piskopos gizlice Hunlulara sığındı ve şehri onlara teslim etti.

Theodosius, 440’ta Kartaca’nın Vandal Kralı Geiseric tarafından ele geçirilmesi ve 441’de de II. Sasani Yezdigerd’in Ermenistan’ı işgali sonrası nehrin savunmasını kaldırmıştı. Bu durum Attila ve Bleda’ya İllirya üzerinden Balkanlara doğru temiz bir yol bırakmış, onlar da bu durumdan istifade ederek, 441’de bölgeyi işgal etmişlerdi.

Theodosius Kuzey Afrika’daki askerlerini geri çağırdı. Hunlara karşı çıkacağı seferleri finanse etmek için daha çok para basılmasını emretti. Düşmanla hesaplaşmayı planlıyordu.

Attila, bu hazırlıklara 443’te yeniden saldırıya geçerek cevap verdi. Tuna boyunca ilerleyerek, Ratiara’daki karargâhları yerle bir etti. Koçbaşları ve tekerlekli kulelerle başarılı bir şekilde Naissus’u (Nis) kuşattı, Nisava nehri boyunca ilerleyerek Serdica (Sofya), Philippopolis (Plovdiv) ve Arcadiopolis’i (Lüleburgaz) aldı. Konstantinopol’ün dışında karşılaştığı Roma ordusunu kısa sürede bertaraf etti. Ancak teçhizat yetersizliğinden dolayı şehri kuşatmaktan vazgeçmek zorunda kalmıştı. İmparator Theodosius yenilgiyi kabul ederek, sarayındaki görevlilerden Anatolius’u bir önceki anlaşmadan daha sert olan barış şartlarını görüşmesi için Attila’ya gönderdi. İmparator, anlaşmayı ihlal ettiği için şartlar daha da ağırlaşmıştı. Bir süreliğine talepleri karşılanmış olan Hun kralları, imparatorluğun içlerine doğru çekildi.

Tanrı’nın Gazabı Hum İmparatoru Attila Geliyor!

Attila tek başına tahta geçiyor..

Tarihçi Jordanes’in aktardığına göre Hunların İstanbul’dan çekilmesini takip eden sulh devrinde, yani 445 yılları ya da yakını, Bleda ölmüş, Hun İmparatorluğu tahtının tek ve yegane sahibi, Attila olmuştu. Öte yandan Attila’yı kan içen bir canavar olarak resmetmeyi tercih eden bir takım tarihçilere göreyse, her ne kadar bunu destekleyen delil olmasa da, Bleda, bizzat kardeşi Attila tarafından öldürülmüştü.

Attila, 452’de İtalya’yı önüne katmış ilerliyordu. Hıristiyan dünyası panik içindeydi. Romalı siyasiler ortadan kaybolmuşken, bir din adamı, Papa Leo, inisiyatif alarak yanındaki heyet ile Attila’nın huzuruna çıktı. Görüşme bittiğinde Hunluların lideri Roma’yı fethetmekten vazgeçmişti. Halen bile ne konuştukları bilinmiyor. Bilinen tek şey, bu buluşmanın, Batı dünyasında bir kurtuluş günü olarak algılanmasıydı. Efsaneye göre uşağı Attila’ya, neden Roma’yı almaktan bu kadar kolay vazgeçtiğini sormuş, o da, ‘Papa ile konuşurken, gökyüzünde ellerinde kılıcıyla bir aziz göründü. Papa’yı dinlemezsem, beni öldüreceğini söyledi.’ demişti. Batılılara göre kılıcı tutan Aziz Peter’den (St. Peter) başkası değildi. Raffaello’nun, 1531’de yaptığı ve bu efsaneyi resmeden çalışması.

Konstantinopol, Roma Valilerinden Flavius Constantinus’un depremlerde zarar gören surları zamanında yeniden inşa ettirmesi ve bazı noktalarda da eski surların önüne yeni takviyeler yapılması gibi müdahalelerle işgalden kurtulmuştu. Hunların, Roma’nın kadim merkezlerinden Konstantinopol’e yaptığı bu akın, tarihçi Callinicus’un Life of Saint Hypatius isimli eserine şöyle yansıyordu:

Trakya tarafında olan barbar Hun halkı, öyle büyüdü ki yüzlerce kenti ele geçirdiler, Konstantinopol de tehlike çemberine girdi ve birçok kişi kentten kaçtı… O kadar çok adam öldü ve o kadar çok kan aktı ki ölüler sayılamadı. Kiliseleri ve manastırları ele geçirip, çok sayıda bakire bakire kızı ve rahibi öldürdüler.”

Benim olanı almaya geleceğim

450. yıl idrak edilirken Hun İmparatoru Attila, güçlü İmparator III. Valentinian ile ittifak kurarak Toulouse kentindeki Vizigot Krallığı’na saldırma niyetinde olduğunu belli etmişti. Daha önce de Batı Roma ve de facto lideri Flavius Aetius ile iyi ilişkiler kurmuştu. Aetius, 433 yılında Hunların elinde bir süre esir hayatı yaşamış; Attila’nın, Gotlara ve Bagaudlara karşı verdiği savaşta kendi emrine verdiği askerler, batıda ün yapmasını ve magister militum unvanın elde etmesini sağlamıştı. Vizigotlardan korkan ve onlara karşı olan Vandal Kralı Geiseric’in diplomatik çabaları ve hediyeleri de Attila’nın planlarını etkilemiş olabilirdi. Ancak Valentinian’ın kız kardeşi Honoria, 450 yılının bahar aylarında abisinin kendisini kendisini ittifak uğruna Roma’daki senatörlerden biriyle nişanlanmaya zorlaması üzerine, Hun imparatoruna yardım çağrısında bulunan bir mektupla birlikte bir de nişan yüzüğü gönderdi.

Abisinin planlarına bozmaya sadece Attila’nın kudretinin yeteceğini düşünüyordu. Her ne kadar Honoria bir evlilik teklifinde bulunmamış olsa da, Attila, yardım çağrısını, bu şekilde yorumlamayı tercih etti ve çeyiz olarak da, Hunlardan kaçan Gotlar, Vandallar, Alanlar ve diğer kabilelerle dolu Galya’yı, diğer bir deyişle neredeyse Batı Roma’nın yarısını istedi. Durumdan haberdar olan Valentinian, kız kardeşini sürgüne yollarken, annesi de Attila’ya sözde evlilik teklifinin geçerli olmadığını söyleyen hakaretamiz bir mesaj gönderdi. Attila, ikna olmamıştı. Kısa bir mesaj yollamakla yetindi: “Benim olanı almaya geleceğim!

Çarpışma kaçınılmaz görünüyordu. Katalon Ovası’nda iki ordu karşı karşıya geldi. Attila’nın yüz bini Hun, yüz bini de Germen ve Slav kavimlerinden oluşan iki yüz bin kişilik ordusunun karşısında eşdeğer büyüklükte bir Roma ordusu vardı. Hunların bir numaralı düşmanı olan barbar kavimlerin hepsi Roma saflarındaydı. Takvimlere göre, kesin olmasa da, 20 Haziran 451’de, o zamanın şartlarında dünyanın en büyük orduları olan bu iki devasa kitle, birbirlerinin boğazına sarıldı. Nerdeyse bir gün süren çok kanlı ve vahşi bir çarpışmanın ardından akşama doğru Romalılar dağılma emareleri göstermeye başladı. Bu esnada çarpışmalar esnasında kralları ölen Batı Gotları da Roma hatlarından çekilmişti. Attila, ordusunu daha fazla yıpratmamak adına, geri çekilmekte olan Roma ordusunu takip etmedi. Kimi tarihçilere göre, buna mecali kalmamıştı. Geri çekilmek zorunda kaldı. Bir süre dinlenip, Roma’ya öldürücü darbeyi vurmayı planlıyordu.

Dikkatinizi ÇEKEBİLİR: Roma’nın Belalısı Kartacalı General HANNIBAL BARCA

Katalonya’da ne oldu?

Edward Gibbon (The Decline and Fall of the Roman Empire-Roma İmparatorluğu’nun Gerileyişi ve Çöküşü) ve Sir Edward Creasy (The Fifteen Decisive Battles of the World-Dünyayı Şekillendiren Onbeş Savaş) gibi kimi tarihçilere göre, Batılı kaynaklarda Chalons ya da Campus Mauriacus olarak da bilinen Katalon Savaşı, Latince konuşulan dünyanın tarihindeki en belirleyici savaşlardan biri olmuştu. Creasy’e göre, ilk kez bu savaşta ezici bir üstünlük sağlayamayan ve geri çekilmek zorunda kalan Attila’nın yenilmezlik sihri bozulmuş ve Latinler, sarsılmaz gibi görünen bu düşmanları karşısında büyük bir moral kazanmıştı. Bizans ve Roma tarihçisi John Julius Norwich ise Katalon Savaşı’nın önemini şöyle izah ediyor: “Unutulmamalıdır ki 451-52 yıllarında tüm Batı medeniyeti kritik bir eşikte bulunuyordu.

Eğer Hun ordusu Katalonya’da durdurulmamış olsaydı, hiç şüphe yok ki Attila, başkentini Roma ya da Ravenna’da kuracak ve Galya ile Roma İmparatorluğu kültür ve maneviyat çölünden başka bir şey olmayacaktı.” Bununla birlikte İrlandalı tarihçi ve Bizans uzmanı John Bagnell Bury gibi bir kısım tarihçilere göreyse, Katalon Savaşı, Avrupa tarihi açısından o kadar da belirleyici olmamıştı. Bury, Attila’nın zaten çekilmek niyetinde olduğu bir sırada Romalıların ve müttefiklerinin savaşı kazanır gibi olduğunu, ama gerçekte ortada bir zafer olmadığını söyler. Bury, aynı zamanda, Norwich gibi düşünen tarihçilere cevap olarak da, “Attila, Roma’yı ele geçirse bile, sırf barbar etiketinden dolayı her tarafı yakıp yıkacağını iddia etmek, temelsiz bir yaklaşım. Galya’nın tamamı ve Roma İmparatorluğu’nun başkentini ele geçirmiş olsaydı da, tarih değişmezdi. Roma yine Romalığına, biraz Hun rengi katılmış olarak devam devam ederdi.” der.

Kuşlar gidiyor, dayanın

Hun İmparatoru Attila, bir süre sonra, 452’de, Honoria ile evlenme iddiasını kendisine kalkan yaparak bir kez daha İtalya kapılarına dadandı. Ülke boyunca yakıp yıkarak ilerliyordu. Hunlardan kaçanların Venedik lagününe sığınmasıyla birlikte Venedik şehri de boy vermeye başladı. Attila’nın ordusu sayısız kenti istila etti. Stratejik açıdan önemi büyük olan Aquileia şehrini zapt etmesi ise tam üç ay sürecekti.

İmparatorluğun doğu sınırlarını koruyan bu şehir surlarla çevrilmişti ve Gotlar tarafından korunuyordu. Kuşatma esnasında yiyecek sıkıntısı baş gösterince Hun ordusunda homurtular yükselmeye başladı. Şehrin pas geçilip yola devam edilmesini isteyenlere karşın Attila, muhakkak alınması taraftarıydı. Tüm bu muhalefetin ortasında gerçekleşen bir olay, işlerin akışı değiştirdi.

Nakledilenlere göre Hun imparatoru Attila, kentin yanışını seyretmek için Aquileia’nın kuzeyindeki tepelere bir kale inşa ettirdi; böylece bugün bile kaleye ev sahipliği yapan Udine kenti kurulmuş oldu. İmparatorluğun en büyük şehirlerinden Aquileia’yı tarumar eden Hun İmparatoru Attila, İtalya’ya seferine devam ederek, Altinum, Concordia, Vicenza, Verona, Brescia, Pergamo ve Mediolanum (Milona) üzerinden Ticinum’a (Pavia) kadar uzandı. Tüm İtalya dehşet içinde kalmıştı. İmparator Valentinianus, Ravenna’daki sarayından kaçmak zorunda kaldı.

Hun İmparatoru Attila, nihayetinde soluklanmak için Po’da durdu. Bu panik ortamında Batı Roma İmparatoru III. Valentinianus inisiyatifi ele alarak, hükümeti topladı. Attila’yı nasıl durduracakları üzerine kafa yormaya başladılar. Diplomaside karar kılındı. 450 yılının Roma konsülü ve imparatorluğun önde gelen senatörlerinden Gennadius Avienus, Roma Valisi Trigetius ve Papa I. Leo’dan oluşan heyet, Mantua civarında Po ve Mincio ırmaklarının kesiştiği yerde Attila ile bir araya geldi. Burada yapılan görüşmeler sonucunda Attila, biraz da Batı Roma’yı hâkimiyeti altında aldığına inanmış olsa gerek, İtalya’dan ayrılmaya razı oldu. Tuna nehri gerisine geri çekilse de Romalılardan yüklü miktarda tazminat ve haraç almayı da ihmal etmemişti. Papa ile Attila’nın ne konuştukları halen bir sır. Kesin olan bir şey varsa, o da Romalıların bir şekilde canlarını kurtarmış olmalarıydı.

Batı Roma seferinden Doğu Roma’ya: Attila durmuyor

Hun İmparatoru Attila, ordusu ile Kuzey İtalya’da bulunurken, Doğu Romalılar Tuna’yı geçmiş ve Hun sınır birliklerine saldırmıştı. Bu sebeple Tuna kıyısındaki sarayına dönen Attila, İmparator Theodosius’un halefi Marcianus’dan, selefi zamanından kalma vergilerin derhal ödenmesini isteyerek, Doğu Roma’yı savaşla tehdit etti. Attila aynı zamanda dünya hakimiyetine giden yolda önündeki son engel olan Sasanilere karşı da sefer düzenlemeyi planlıyordu.

Yenilmez bir güç: Ölüm.

Hun İmparatoru Attila, 453 yılının ilk baharında öldü. Priscus’tan aktarılan geleneksel rivayete göre Attila, genç ve güzel Ildico (Bu ismin Gotça bir isim olduğu söylenir) ile yaptığı evliliğin gecesinde ağır bir burun kanaması geçirdi ve yaşadığı baygınlığın ardından nefessizlikten öldü. Diğer bir rivayete göreyse, aşırı alkolden dolayı iç kanama geçirmişti. Ölümüyle ilgili iddialar bunlarla sınırlı değildi. Ölümünden seksen yıl sonra vakanüvis Kont Marcellinus tarafından kaydedildiği üzere, “Hunların Kralı ve Avrupa’yı harabeye çeviren Attila, karısı tarafından bıçakla parçalara bölünmüştü.” İskandinav mitolojisinin temel kaynakları Volsunga hikayeleri ve Edda şiirlerinde resmedildiğine göreyse de, Attila’ya referans eden Kral Atli, Ildico’ya referans olarak tasvir edilen eşi Gudrun’un ellerinde ölür.

Ayrıca Priscus’un ‘resmi’ rivayetine karşın Liberty Üniversitesi doçentlerinden filolog Michael A. Babcock, “Night Attila Died” (Attila’nın Öldüğü Gece) isimli kitabında, Hun İmparatoru’nun, Doğu ve Batı Roma saraylarının ortak ürünü olan bir komploya kurban gittiğini iddia eder. Detaylı bir filolojik araştırma yapan Babcock’un kendince geliştirdiği on yedi delile göre, Priscus’un iddiaları bir örtbas girişiminden ibaret olup, Attila, İmparator Marcianus’un mimarı olduğu bir suikast ile ortadan kaldırılmıştır.

Attila’sız Hun İmparatorluğu, fazla uzun ömürlü olmadı. Oğulları arasındaki iktidar kavgası, imparatorluğu zayıflatınca, barbar kavimler karşısında fazla tutunamadılar. Attila’nın belki de en önemli başarısı, göçebe kabilelerden, Batı Roma’yı diz üstü çöktürecek derecede düzenli ve güçlü bir ordu ve devlet mekanizması kurabilmesi olmuştu. İtalya’yı fethetmesinin ise tarihi açıdan bir başka önemi vardı. Roma’daki hükümet paniğe kapılıp dağılsa da, Papa Leo, Attila ile buluşarak anlaşma yoluna gitmişti. Diğer bir deyişle, siyasiler ortalıktan kaçarken, bir din adamı, devreye girip öncelik almıştı. Bu olayla birlikte halkın güveni, politikacılardan ruhban sınıfına doğru kaymaya başlayacak, bu zihinsel dönüşümle de Orta Çağ başlayacaktı.

Dikkatinizi ÇEKEBİLİR: Roma’nın Dünyayı Fetheden Muzaffer Komutanı Jül Sezar

Hun İmparatoru Attila Yazısı Hakkında NOTLAR

• Kesin doğum tarihi ve yeri bilinmiyor. Kendisi hakkında bilinenlerin çoğu ise, bir keresinde Roma elçisi ile birlikte huzuruna çıkma imkanı bulmuş Yunanlı tarihçi Priscus ve onun veliahdı olarak bilinen Doğu Romalı bürokrat ve tarihçi Jordanes kaynaklı.

• İsmi, farklı Orta Avrupa ülkelerinde farklı telaffuzlarla halen kullanımda olsa da, Attila ismi, halen, bir zamanlar İmparatorluğu’nun başkentliğine de ev sahipliği yapmış Macaristan’da yaygın olarak kullanılıyor.

• Hayatını, Avrupa Hun İmparatorluğu’nun kurucusu Uldız’ın ‘Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her tarafı fethederim’ sözünü hayata geçirmeye vakfetti.

• Cengiz Han gibi Hun İmparatoru Attila da bir kısım Türkler tarafından Türk olarak kabul edilir. Avrupa’da barbar olarak lanetlenirken, Türkiye’de yaygın olarak büyük bir devlet adamı olarak hatırlanmasının bu kabulde büyük payı vardır. Macarlar ise Hun İmparatoru Attila’nın Macar olduğunu iddia eder.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir