Insanı Güzelleştiren 3 Güzel Huy: Takva Edep Ihlas

0
14
views

Güzellik insanoğlunun sürekli aradığı bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Peki güzel insan nasıl olur? Bu sorunun cevabını takva edep ihlas üçgeni içerisinde arıyoruz. Takva nedir? Edep nedir? Ihlas nedir? Ayrıntılı şekilde değiniyoruz.

Takva

Takva, Allah’a isyandan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmak demektir. Böyle bir hale ittika da denir. Sahibine ise müttakî adı verilir.

Takva Edep Ihlas

Takva sahibi olan kimse, güvenilir bir insandır. Böyle bir kişiden, kimseye fenalık ve zarar gelmez.

Hukuk önünde insanlar birbirlerine eşit olup Allah katında üstünlükleri ancak takvaları ile ölçülür. Kur’an-ı Kerim’de: “Şüphe yok ki Allah yanında en değerliniz, en çok takva sahibi olanınızdır” buyurulmuştur. (Hucurat 49/13)

Kur’an-ı Kerim’de takvanın 3 aşaması zikredilmiştir:
1- Gizli, açık her türlü şirki (Allah’a ortak koşmayı) terketmek.
2- Günahları, kötülükleri terketmek.
3- Mâsiva denen ve kalbi Allah’tan uzaklaştıran her şeyi terketmek.

Takvanın karşıtı fisk ve fücûr‘dur. Yani, doğru yoldan çıkmak, Allah’a isyan etmek, haramdan ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halinneticesi ise, dünyevi açıdan huzursuzluk, uhrevi açıdan da felaket ve azaptır.

Davud Aleyhisselam’ın oğlu Süleyman’a şöyle dediği anlatılır:
-Insanın takva sahibi olduğuna şu üç şey delalet eder;
1- Henüz eline girmeyen şeyler için, güzelce tevekkül etmek.
2- Eline giren şeylere tam kanaat ve rıza göstermek.
3- Elinden çıkan şeyler için ise, güzelce sabretmek.

Edep

Edep; güzel terbiye, iyi huylar sahibi olmak, her konuda haddini bilip o sınırı aşmamak demektir.

Edep, utandırıcı hallerden insanı koruyan bir özelliktir.
Edep, insan için büyük bir erdem ve şereftir.
Edep, insanın kişiliğinin süsüdür.
Edep, insanı nefsin uygunsuz istek ve heveslerine uymaktan korur ve kurtarır.

Edepten yoksun bir insanın, topluma zararı dokunur. Her türlü ahlaki nitelikler edeple filizlenir.

Bir kimseye yaptığı işin kötü olduğunu bildirip onu iyiliğe teşvik etmeye te’dib (edeplendirme) denilir. Bu güzel ahlaktan mahrum olanlara da edepsiz adı verilir.

Gönül insanları edebi şöyle tanımlamışlardır:

Edep, insanın konuştuğu zaman dilini, yalnız kaldığı zaman da kalbini kötü söz ve düşüncelerden korumasıdır.

Edep, senden büyük olana saygı göstermen, senden küçük olana şefkat etmen, dengin olanlarla da iyi geçinmendir.

Sevgili Peygamberimiz de edeple ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:

Hiçbir baba, çocuğuna güzel edepten daha üstün bir hediye vermemiştir.

Allah’ın edebi, Kur’an’dır.

Çocuklarınıza ikramda bulununuz ve edeplerini iyi veriniz.

Edebin kaynağı nedir?

Islam’a göre, edebin kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Hazreti Peygamberin sünneti, yani örnek yaşayışıdır. Cenab-ı Hak: “Sizin için Allah’ın Resulünde en güzel örnekler vardır” buyurarak, müslümanın her hususta olduğu gibi, edepte de Hazreti Peygamber’i rehber ve örnek seçmesini emretmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle der:

“Sünnet-i Seniyye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki altında bir nur, bir edep bulunmasın. Resul-i Ekrem Aleyhisselam ferman etmiş; “Rabbim bana edebi, güzel bir sürette ihsan etmiş, edeplendirmiş.

Evet siyer-i Nebeviyyeye dikkat eden ve sünnet-i seniyyeyi bilen, kat’iyyen anlar ki, edebin enva’ını, Cenab-ı Hak Habibinde cem etmiştir. Onun Sunnet-i Seniyyesini terkeden, edebi terkeder.

Edebi olmayan Rabbin lütuflarından mahrum kalır.” kaidesine mâsadak olur, hasâretli bir edepsizliğe düşer.” (Lem’alar)

Evet, edep olmadan kemalât olmaz. Sünnet-i seniyye de bütünüyle edeptir.

Ihlas

Ihlas; herhangi bir işi, güzel ve samimi bir niyetle, temiz bir yürekle yapmak, o işe Allah’ın rızasından başka bir düşünce karıştırmamak demektir. Böyle bir hale hulûs da denir.

Yapılan işlerin kıymeti, ihlasa bağlıdır. Ihlas arttıkça amellerin kıymet ve fazileti de artar. Bunun için ihlas çok mühimdir.

Kur’an-ı Kerim’de ihlas üzerinde çok durulmaktadır:

“Onlar dini yalnız Allah’a has kılarak, sadece O’na kulluk etmekle emrolundular.” (el-Beyyine, 5)

“Dikkat edin, halis din Allah’ın dinidir.” (Zümer, 3)

“Ancak tövbe edenler, nefislerini ıslah edenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerine Allah için samimi bağlananlar müstesna…” (en-Nisa, 146)

Bu ayetlerden, insanın Allah’a yaptığı kulluğuna, Allah’ın rızasından başka hiçbir duygu ve düşünce katmaması gerektiği anlaşılmaktadır. Din, Allah için yaşanmalı, hiçbir dünyevi çıkar ve menfaate, nefsani haz ve lezzete alet edilmemelidir.

Resúl-i Ekrem Efendimiz ise, ihlasın et ve faziletini şu şekilde ifade buyurmuşlardır:

“Üç şey var ki bunlara hased edilmez, kıskançlık duyulmaz. Birisi de yaptığını Allah için ihlas ile yapmaya niyet eden mü’minin kalbidir.”

“Allah’ın bu ümmete yardımı, ancak zayıflarının duaları, ihlasları ve ibadetleri sayesindedir.”

“Allah buyuruyor ki: Ihlas benim sırlarımdan bir sırdır. Onu sevdiğim kulumun kalbine yerleştiririm.”

“Amelin halis (samimi) olsun. Azı da sana yeter.”

Amellerin ruhu ihlastır. Ihlaslı amel zerre kadar bile olsa, tonlarca çeken ihlassız amele tercih edilir. Ihlas ise, amelin sayısında, süresinde, yerinde, görüntüsünde değil; ameli işleyenin niyetindedir. “Riyasız yapamıyorum, ihlasım yok” duygusu, hizmet ve ibadeti terke gerekçe olmamalıdır. Yapılacak iş, ameli terketmek değil, sadece niyeti düzeltmekten ibarettir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here