Darbe Sonrası Sorulan Sorulara Cevaplar

Uzun zamandır birilerinin soru ve söylemlerine cevap niteliğinde yazılar yazmıyorum. Kendi düşüncelerimi fikirlerimi anlatma isteğimden olsa gerek başka şeylere vakit ayıramıyorum. Ancak birçok konuda tamamen zıt düşüncelerde olsak da samimiyetine inandığım bir kişinin sorularına cevap vermeden edemeyeceğim.

Barış Ünver Darbe Girişimi Sonrası AKP’lilere 6 Soru adlı yazısında Ak Parti ile öyle veya böyle bir şekilde bağlantısı olan kendini bağlantılı hissedenlere 6 soru sormuş. Ben de Ak Partiye oy vermiş ve Erdoğan’ı destekleyen biri olarak bu soruları cevaplamak istiyorum.

Not: Soruları ve cevapları daha iyi anlayabilmeniz için yukarıda verdiğim bağlantıda açılan sayfayı dikkatlice okumanızda fayda var!

1- Soru: AKP’liler, 10 yıldan uzun bir süre boyunca devam eden iktidar sürecinde FETÖ yapılanmasının devletin tüm kademelerine sızması ve hatta bizzat AKP’lilerin yardımıyla yerleştirilmesi konusunda, kendi içinde bir yaptırıma gidecek mi? FETÖ’cü olmamasına karşın FETÖ’nün devlet kademelerine yerleştirilmesini sağlayanlar cezalandırılacak mı?

1- Tarihe bakarsak Fetö ile sıkı fıkı olan kişinin sadece Erdoğan ve tek iktidarın da Ak Parti iktidarı olmadığını görebiliriz. Fetö yıllarca birçok siyasi ile yakın ilişkiler kurmuş. Bu ilişkiler sayesinde devletin çeşitli kademelerinde yer edinmiş. Bu nedenle Erdoğan’ı ve Ak Parti’yi Fetönün kadrolaşması noktasında tek başına sorumlu görmek ve suçlamak doğru değildir.

Bununla birlikte şahsımın milat olarak kabul ettiği 7 Şubat 2012 darbe girişimi sonrasında Fetö ile gerekli mücadeleyi başlatmayan özellikle 17/25 Aralık olaylarının ardından bu meselenin önemini görmezden gelen hatta Fetönün önünü açan kim olursa olsun yargılanıp hesap vermelidir. Cumhurbaşkanı 17/25 Aralık sürecinin esnasında kendini Fetönün hainliğini anlatmak için kendini adeta seferber etmişken birilerinin sessiz kalması kabul edilemez. Yanlış hatırlamıyorsam Bülent Arınç, Sadullah Ergin, Hüseyin Çelik ve Suat Kılıç’a Fetö ile ilgili suç duyuurusunda bulunuldu. Yıllardır Ak Parti içerisindeki Fetöcülerin temizlenmesini söyleyen biri olarak bu meselenin üzerine gidilmesi taraftarıyım. Suç işleyen kim olursa olsun cezasını çekmelidir.

2- Soru: Atatürkçülerin güce değil, ülkenin bekasına duyduğu sevgi anlaşıldı mı, ve bu ülkenin temelini oluşturan duygu ve düşüncelerin temsilcilerinin, bu ülkenin temelini korumaya devam edeceği kabul edilecek mi?

2- Birilerinin vatanseverliğini neye göre tanımlayacağız? Bu sorunun cevabının verilmesi lazım. Barış Kemamist kesimden özür dilememiz gerektiğini belirtmiş. Biz de Kemalist baskı ile yaşadığı ve vergi verdiği ülkenin haklarından inancı nedeniyle yararlandırılmayan okutulmayan memur edilmeyen kesimden özür dilenmesini bekliyorduk. Ne yazık ki özür dilemedikleri gibi bir de özür bekler hale gelmişler.

Kemalist askerler dini argümanları bahane ederek insanları ordudan attı. Ordudan atılanların Fetöcü olduğunu söylemek isterdim maalesef darbe girişimi sonrasında gördük ki Fetöcüler yerine Kemalistler gerçek samimi dindarları ordudan uzaklaştırmış. Bugün göreve geri çağrılanlar Ergenekon ve Balyoz davalarından Beraat kararı almış kişiler değil mi? Ben mi yanlış biliyorum!

Evet bir zamanlar Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi diyorduk. Ancak gerçek yüzünü gördüğümüzde bunu demeyi bıraktık. Kemalistler Balyoz ve Ergenekon’u Fetönün oyunu olarak görürken 17/25 Aralık darbe girişiminde Erdoğan düşmanlığı nedeniyle bu da Fetönün bir oyunudur demediler.

Kendini Atatürkçü olarak tanımlayanların vatan sevmekten başka işlere yönelmesi onların vatansever yanını görmeye fırsat vermedi. Bu bizim değil Kemalistlerin problemidir. Elbette bu ülkeyi olusturan duygu ve düşünceler ilelebet bu ülkeyi korumaya devam edecektir. Gecmişte Çanakkale’de Allah Allah nidalarıyla yeri göğü inletenlerin torunları bugün tekbirler ile düşmanın yüreğine korku salmaya devam etmektedir.

Son olarak eklemek gerekirse; Darbe gecesi meydanlara inip şehit olanların çoğunun Milli Görüşten olmasıyla beraber Gazi olanların büyük bir kısmının da muhafazakar olması kimin vatansever olduğunu az çok göstermiştir. Kemalistler bu bir tiyatro evinize dönün demişti değil mi?

3- Soru: FETÖ denen vatan haini oluşum bu ülkeden temizlenirken, muhalif olsa da vatanını canından çok seven vatandaşlar da arada kaynayacak mı; bu operasyonlar bir “cadı avı”na dönüşecek mi, ülkede herkes AKP’li olana kadar operasyonlar sürecek mi?

3- 238 şehidin olduğu bir darbe girişiminden sonra insanların kuklaya ve kuklacıya karşı dik duruşunun kıyam edişinin bir göstergesi olan meydanlara inmeyi kutlama olarak görmek doğru değil. Bu millet meydanlarda kutlama yapmamıştır. Gerekirse canımızı veririz ama ülkemizi vermeyiz mesajını tüm dünyaya vermiştir. Meydanlarda ki kıyam ediş Ak Parti mitingi değildir. Bu toplanmanın Ak Parti mitingine dönüşmemesi için bizler de hükümete yakın bilenen yazarlar da gayret göstermiştir. Meydanlarda sadece Türk Bayrakları olması yeterli bir cevaptır. Yenikapı’da iktidar ve muhalefet liderleri birlikte kutlamamı yapmış oldular?

Sorunun cevabına gelirsek; Elbette herkes gibi bende ayıklama konusunda dikkatli ve titiz olunması gerektigine inanıyorum. Kimse mağdur edilmemeli. Süreç içerisinde mağdur olanların mağduriyeti giderilmelidir. Herkes Ak Partili olacak diye bir kural yok. Ancak ülkenin büyük bir kesiminin de Ak Partiyi desteklediği gerçeğini kabul etmek gerekir.

4- Soru: Darbe girişimi bahane edilerek erken seçim veya başkanlık sistemi referandumu konularında bir adım mı atılacak, yoksa “Erdoğan usulü başkanlık sistemi” veya “partili cumhurbaşkanlığı” gibi kuvvetler ayrılığına aykırı hedeflerden vazgeçilip, bireysel ve grupsal hırslara bağışıklık kazandırma amaçlı sistem güçlendirmeleri mi yapılacak?

4- Ülkemizdeki birlik ve beraberlik ruhunun tesis edilmesindeki en büyük pay Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli’dedir. Birlik ve beraberlik çağrısında bulunanların yine birlik ve beraberliğe kast ettigini söylemek absürd olur. Cumhurbaşkanı her konuşmasında Kemalist kesim illaki kendine bir pay çıkarır ve istemezük der. Kronik bir rahatsızlık. Darbe girişimi sonrasında söylenen her söz darbeyi tezgahlayanlara verilmiş bir cevap olarak görülmeli.

Başkanlık ve geri kalan sistemlerin getirilmesi konusunda şunu düşünüyorum; Bence Başkanlık gelmemeli. Parlementer sistemde ciddi mânâda onarmalar yapılmalı.

5- Soru:İslam’ın güç elde etmek için nasıl kullanıldığını gördüğümüz bugünlerde başka hocaefendiler, başka şeyhler, cemaatler çıkamaması için, önyargılarınızdan arınıp laiklik ilkesini tekrar düşünmeye hazır mısınız?

5- Atatürk ile ilgili kısımlarda yorum yapmak istemiyorum. Belki birgün Barış ile yüzyüze gelirsek bu konuyu tartışabiliriz.

Vatanını seven her birey gibi ben de Fetönün tekrar erk sahibi olmasını istemiyorum. Hiç bir zaman da istemeyeceğim. Bunun olmaması için bugün Erdoğan’a destek olunmalı. Fetö benzeri yeni oluşumların oluşmaması için liyakata önem vermeli. Geçtiğimiz dönemde yaşadığımız travmalar sonucunda alnı secdeli insanlar devlet kadrosunda olsun zihniyetinde olmamız liyakati geri plana atmamıza neden olmuş olabilir. Bu hatadan mutlaka dönmeli ve telafisini yapmalıyız. Devlet kurum olarak her bireye aynı mesafede durmalı. Devlet içindeki yetkililer de ideolojik bir yaklaşımla insanlara yaklaşmamalı.

Bununla birlikte 28 Şubat dönemindeki baskıcı laik dayatmaların da geri gelmemesi için herkesin gayret göstermesi gerektiğine inanıyorum.

6- Soru: “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” romanındaki gibi bir ara dost, bir ara düşman olunan kurumlardan FETÖ de bir gün “Fethullah Gülen Hizmet Hareketi”ne geri dönüşecek mi? “Terörist”, tekrar “hocaefendi” olacak mı? Ben Feto’ya kendimi bildim bileli Feto dediğim için canım sıkılmaz da, bugün FETÖ’ye sallayanlar yarın “Hocaefendi’ye hakaret”ten mahkemelerde sürünecek mi?

6- Cevabını yukarıda verdim.

Barış’ın birlik ve beraberlik konusundaki duyarlılığı ve darbe teşebbüsünün ciddiyeti yönünde fikir değistirmesi beni sevindirdi. Vatan müdafaası konusunda aynı noktada buluşabileceğimize inanıyorum.

O’nun Erdoğan konusunda ki şüpheleri bizde Kemalistler konusunda var. O Fetönün eski haline dönme kaygısını taşırken bizler de 28 Şubat dönemine döner miyiz kaygısını taşıyoruz.

Samimiyetine istinaden kendimce Barış’ın sorularına cevaplar verdim. Ak Parti yetkilisi değilim ama kurulduğu günden bu güne kadar oy vermiş ve desteklemiş biriyim.

4 Comments

  1. Sevgili Nizamettin Bey, yanıt olarak yazdığınız bu yazı için size teşekkür ederim. Ne var ki, yazınızda kullandığınız ayrıştırıcı dil dolayısıyla istediğim yanıtları alamadığımı ve belki de hiçbir zaman alamayacağımı düşündüm. Şu tarz ifadelerle toplumu bölmeye, kutuplaştırmaya devam ettiğinizi düşünüyorum:

    Darbe gecesi meydanlara inip şehit olanların çoğunun Milli Görüşten olmasıyla beraber Gazi olanların büyük bir kısmının da muhafazakar olması kimin vatansever olduğunu az çok göstermiştir. Kemalistler bu bir tiyatro evinize dönün demişti değil mi?

    Bir kişinin vatanseverliğini, Tayyip Erdoğan’ın “meydanlara inin” emrine göre belirlemeniz hiç hoş değil. Hele hele birden fazla kişi arasında “kimin vatansever olduğunu” belirlemek için bunu yapmanız ve otomatik olarak “diğer” kesimi “vatanını sevmeyen insanlar” olarak ima etmeniz çok ayıp. Sitenizde “yerli ve milli medya” sloganını kullandığınıza göre elbet herkesin ideolojisini tek tek tespit eden bir kaynağa sahipsinizdir; dolayısıyla meydanlara inenlerin “çoğunun” Milli Görüş’çü olduğu konusundan sizin kaynağınıza dayanarak benim de artık şüphem yok. Bununla birlikte ben meydanlara inen herkesi, tek tek ideolojilerini tespit etmeye gerek duymadan VATANSEVER olarak görüyorum. Bu ülkenin başına ne geldiyse ideoloji ayrımcılığından geldi, bu yüzden ideolojik bağlamda ayrımcılık yaptığınız sürece asla ortak noktada buluşmayacağız.

    Bir de şu cümlelerinize takıldım:

    Barış [Kemalist] kesimden özür dilememiz gerektiğini belirtmiş. Biz de Kemalist baskı ile yaşadığı ve vergi verdiği ülkenin haklarından inancı nedeniyle yararlandırılmayan okutulmayan memur edilmeyen kesimden özür dilenmesini bekliyorduk. Ne yazık ki özür dilemedikleri gibi bir de özür bekler hale gelmişler.

    Özür beklediğimi iddia etmişsiniz, halbuki ilgili sorunun hemen altından devam ettiğim paragraf, şu cümleyle başlıyor:

    Özür falan beklemiyorum açıkçası.

    Bu hatanızı “kötü niyet” olarak yorumlamayacağım çünkü zaten iyi niyet gösterip sorularımı yanıtlama zahmetine girmişsiniz. İyi niyetli bir hata diyelim.

    Beşinci soruya ise hiç yanıt vermemişsiniz, onun yerine bambaşka, soruyla ilgisiz düşüncelerinizi anlatmışsınız. Laiklik konusunu tekrar düşünüp düşünmeyeceğinizi sormuşum, yanıt olarak “Erdoğan’ı desteklemek lazım.” demişsiniz.

    Atatürk konusunu konuşmayı bütünüyle reddettiğiniz ve buna bir gerekçe göstermediğiniz için, hayal gücümü çalıştıracağım: Belki de Atatürk hakkında size öğretilen şeylerden o kadar etkilenmişsiniz ki, Atatürk hakkında söyleyecek tek bir iyi sözünüz dahi olmadığı için münakaşaya girmemek adına sorunun Atatürk’le ilgili olan kısmını tabiri caizse “boş bırakmışsınız”.

    İşin acayibi, sorunun kalanını da “boş bırakmışsınız”. Laiklik konusunu size nasıl öğrettiler bilmiyorum, ama Atatürk’ün bu ülkenin temeline yerleştirdiği laiklik tanımı, dini siyasetten ayırmak değil, dini siyasetten korumak üzeredir. Fetullah Gülen gibi teröristler dini kullanarak insanların beyinlerini nasıl yıkadıysa, yarın bir başka örgüt de aynı şekilde insanların dini hassasiyetlerini istismar ederek insanları etkileyebilir. Laiklik burada devreye girer: Samimi bir Müslüman, gerçek bir mümin inancını ideolojik malzeme haline getirmeye müsaade etmez, dinini dünyalık geçim kaynağı olarak kullananlara ateş püskürtür. İslam konusunda Türkiye’deki en önemli çalışmaları yapan ve yaptıran ancak hiçbir zaman hak ettiği değeri görmeyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tekke ve zaviyeleri bu yüzden kapatmıştır, Halifelik makamını bu yüzden kaldırmıştır ve dinin siyasette kullanılmasını bu yüzden engellemiştir. Gerçek bir mümin olduğu için.

    (Bir de not düşeyim: Güya “laiklik” ilkesini benimseyen ancak bu ilkeyle alakasız bir biçimde insanların sosyal yaşantısında bile dinini yaşamasını engelleyen gerizekalıların zulmünü kabul ederim, ancak bunu “laikliğin zulmü” olarak kabul etmem. Bir görüşü yanlış anlayarak benimseyenlerin zulmü, o görüşü bağlamaz. Zaten sorumu da bu yüzden sormuştum: Laiklik Atatürk’ün ölümünden sonra on yıllarca yanlış anlaşıldı ve yanlış uygulandı; görüşü benimseyenler de görüşe karşı çıkanlar da “laisizm” yerine “ateizm” görüşüyle uğraştı. “Laiklik ilkesini tekrar düşünmeye hazır mısınız?” sorusu, “Laisizm konusunda bildiklerinizi unutup bu kavrama tekrar bakmaya hazır mısınız?” şeklinde algılanmalı.)

    Sonuç olarak, bu yazıyı okurken üzüldüm. Soruların yarısını yanlış anlamışsınız, bir kısmını ilgisiz konulara girerek yanıtsız bırakmış, bir kısmını ise ülkedeki şu güzel birlik ve beraberlik ortamına karşı gelircesine ayrıştırıcı bir dille yanıtlamışsınız. Elbette “bu yazı olmamış, baştan yazın bakalım” demeye hakkım asla yok. Yalnız eğer mümkünse, ayrıştırıcı bir dil kullanmadan sorularıma daha alakalı yanıtlar vermeniz benim üzüntümü biraz hafifletecektir. Ve tabii ki, bunu yapmak istemezseniz de yine en doğal hakkınızı kullanmış olursunuz.

    Sevgiler.

  2. Muhafazakar olup Atatürkçü ve laiklik ilkesine seven biri olarak lütfen muhafazakarlarla Kemalistleri ayrım etmeyelim.. Ki MHP nin tam görüşüde budur. Akp nin döneminde 81 ilin 76 tanesinib emniyet müdürü olması yeterli bir cevap degilmidir akp dönemindeki sızmaları… 2007-2008 de girdigim oks sınavında fem dershanesinin soruları verdiğine dair ben küçük bir çoçukken haberim varsa devletin haberi olmadı mı ? 209 yılında akp lilere sorular veriliyor dediğimde bana verdikleri cevap her hükümet kendi adamını içeri sokuyor demedi mi ? Şimdi sordugumda bana akp nin haberi yokmuydu diyeceksiniz .

  3. Yorum yaparak cevaplar verip düşüncelerinizi belirttiğiniz için teşekkür ederim. En kısa sürede yeni bir değerlendirme yazısı yazıp kendi görüşlerimi belirteceğim..

  4. Ben Atatürkçüyüm ve HEPAR’lıyım benim ve partimin bir kırmızı çizgisi vardır hiçbir kimse ve hiçbir yapı vatandan ve milletten üstün değildir.Biz parti olarak 15 temmuz gecesi saat 23.00’da kurucu liderimiz Sayın Osman Pamukoğlu’nun talimatı ile sokaklara indirildik.Ve orda darbeci askerleri durdurmak için elimizden gelen gayreti gösterdik yalvardık yapmayın etmeyin diye ve benim karşımda ankarada bir erbaş ağladı ”abi bizi kurtarın ne oluyor anlamadım dedi” dedi.Halkı yatıştırmaya çalıştık ve o erbaşın elindeki tüfeği alıp erbaşı polislere teslim ettik.15 temmuz gecesi bir 3 hain grup vardı 1)Fetöcü generaller 2)Pkklı teröristler 3)Meclisteki terörist Hdp vardı.Biz halkın içinde sağduyu çağrısı ve yatıştırma çağrısı yaparken o hdp ve pkk kolkola girip halkı galeyana getirdi.Askerleri yumruklayan bir adamın telefonu çaldı ve kürtçe konuştu bu demek değildirki kürtler hain ama yanına yaklaştım telefonun kapak fotosu kürdistan paçavrasıydı hemen partideki abilerimin kulaklarına fısıldadım onlarla birlikte o askere vuran şerefsize saldırmaya başladık o sırada onun zihniyetinde bulunan 3-5 kişide bize vurmaya başladı derken arkadan biri bizi göstererek bunlar fetöcü diye bağırdı ve halk üstümüze gelmeye başladı 27 yaşındayım ve hiç korkmadım sadece hain ilan edilmek zorumuza gitti neyseki pala bıyıklı bir ülkücü abimiz yetişti ”bunlar Atatürkçü hainlerle işleri olmaz” dedi o an millet geri çekildi ve içimize bir tutamda olsa su serpildi ama o pkk ve hdpli işbirlikçileri hala orda ve bize dik dik bakıyorlardı o sırada ben bağırdım ”bizi birbirimize düşürüp masum erbaşa vuruyor bu pkk destekçisi şerefsiz” dedim hemen birisi nerden biliyorsun pkk olduğunu dedi bende cep telefonuna bakın dedim elinden zorla alıp baktılar gördüler kürdistan paçavrasını ve halk onları yumruklamaya başladı en son o adam yerde böğürürken gördüm.Neyse asıl meseleye geleyim o gece orda bizzat bulunan biri olarak mhp, akp, chp bu büyük partiler darbeye karşı çıktı ve aslını söyleyen varsa ya oturduğu yerden konuşuyordur ya da nifak sokuyordur.Aynı zamanda fetö denen yavşak Atatürk ve Cumhuriyet düşmanıdır Laiklik düşmanıdır kitaplarında yazıyor herşey hatta şeriat gelmezse o ülkeye gelmem diyor. kitabında

Leave a comment

Your email address will not be published.


*