Kınalı Kuzuların Çanakkale Mektupları

Kınalı Kuzuların Çanakkale Mektupları. Destansı bir savaşı soğuk ve kuru bir üslupla kaleme alınmış tarih kitaplarından okumak mı istersiniz yoksa bizzat o savaşa katılan askerlerin yazdığı mektuplardan okumak mı daha cazip? elbette ikincisi dediğinizi duyar gibiyiz.

Çanakkale Savaşları’nın 103. sene-i devriyesinde doğrudan cepheden, kurşunların vızır vızır havada uçuştuğu, tozdan dumandan gözün gözü görmediği bir ortamdan kaleme alınan asker mektuplarından yaptığımız bir seçme ile sizleri buluşturmak istedik.

Onlar, yedi düvele karşı evlerinden, ana babalarından, eşlerinden uzakta canla başla mücadele ettiler. Bu yolda kimi rütbelerin en büyüğü olan şehitlik mertebesine erişti, kimi memleketi için elinden geleni yaparak gazi oldu.

Çanakkale Mektupları kısmına geçmeden önce, Türkiye’nin kaderinin değiştiği bu kritik savaşın neticesini Sultan II. Abdülhamid’in derin vizyonuyla nasıl göründüğüne bir bakalım.

Sultan 2. Abdülhamid Selanik2e sürgüne gönderildiği zaman kendisine ve aile efradına bakmakla askeri Dr. Atıf Hüseyin Bey görevlendirilmişti. İttihatçıların ajanı olduğuna dair iddialar bulunan ve ilk başta Sultan’a önyargılı bir tutumu olan doktor sonraları kanaatinin yanlış olduğunu fark etmiş ve sabık Syltan’ın vefatına kadar onu her gün ziyaret ederek çok yakından tanıma fırsatı bulmuştu.

Sultan’ın özel hayatını, düşünce ve inanç yapısını, zamanın hadiseleri karşısındaki şahsi ve siyasi yakalşımlarını aktardığı tamamı 12 defter tutarındaki günlükleri Ulu Hakan hakkında meçhul satır aralarının aydınlanmasına vesile olmuştur.

Günlüklerden aşağıya aldığımız bölümlerde Çanakkale’nin geçilmeyeceğini nasıl güçlü bir imani sezişle taçlandırmış Sultan Hamid Han:

“5 Mart 915: “Ahvalden pek endişe ediyorum.. İyi görmüyorum. Çanakkale bombardımana devam ediyor.. Maahaza düşmanın üç zırhlısı hasara uğramış.. Oh!.. Külliyetli asker çıkarmadan bence geçemezler.. Bakınız.. Biraz asker çıkarmak istemişler.. Mehmet Çavuş isminde bir çavuş yararlılık göstermiş.. Bizde öyle kahramanlar çoktur.. Hele İzmir tarafında zeybekler çok cesurdurlar.. 93 Muharebesi’nde muharebeye giderken İnşallah şehid oluruz diye dua ediyorlardı.. Gaziliği o kadar şeref saymıyorlar..

(…)

Siz itikad etmezsiniz ama.. bana iki kere vaki oldu.
Şifa-i Şerif okuyorum.. Orada Peygamberin evsafından bahis var.. Vücud-i mübareklerinde latif bir koku varmış.. Ben de etrafta tarif edemeyeceğim latif kokular hissettim.. Bunlar düşmanın Çanakkale’de geçemeyeceğine işarettir. Artık gayretullaha dokundu. İnşallah geçemeyecekler..

(Sultan 2. Abdülhamid’in Sürgün Günleri: Hususi Doktoru Atıf Hüseyin Bey’in Hatıratı, Haz. Metin Hülagü, Pan: 2007, s.242-3.)

Sultan’ın “Gayretullaha dokundu.. İnşallah geçemeyecekler…” dediği Çanakkale Savaşları’nda yazılan mektupları okurken bu anekdotu aklınızdan çıkarmayın. Bereketli okumalar.

Kınalı Kuzuların Çanakkale Mektupları
Mehmetçiğe Saygı Anıtı Çanakkale

Kınalı Kuzuların Çanakkale Mektupları

Çanakkale Mektupları İçindekiler

1- Annesi Hatice Hanım’dan Kınalı Hasan’a Mektup
2- Bir Şehid Annesinin Enver Paşa’ya Mektubu
3- Kahraman Bir Validenin Mektubu
4- Babasından Çanakkale Cephesi’ndeki Oğluna Mektup
5- Bir Askerin Kızına yazdığı Mektup
6- Şehit Muallim Hasan Edhem Efendi’nin Validesine Son Mektubu
7- Mehmet Çavuş’un Hastanede Komutanına Yazdığı Mektup
8- Fahreddin’den Kardeşine Mektup
9- Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanım’ın Padişaha Mektubu
10- Langazalı Mahmut Efendi’nin Eşine Yazdığı Son Mektup
11- Harp Cephesinde Ömer Onbaşı’dan Küçük Kardeşine Mektup
12- Sivaslı Sami Efendi’nin Hastaneden Biraderine Yazdığı Mektup

1- Annesi Hatice Hanım’dan Kınalı Hasan’a Mektup – Çanakkale Mektupları

Çanakkale köylerinden her gün yüzlerce genç savaşa katılmak üzere birliklerde toplanmaktadırlar. Acemi askerlerin eğitim ve teçhizatı tamamlandıktan sonra cepheye gönderilmektedir. Yüzbaşı Sırrı Bey, ikindi vakti yeni gelen erleri teftiş ederken, içlerinde bir tanesinin saçının kınalanmış olduğunu görür ve takılır:

– Hiç erken kınalanır mı?
Mehmetçik:
– Buraya gelmeden evvel, anam kınalamıştı komutanım der ve sebebini bilmediğini ilave eder. Komutanın isteği üzerine anasına yazdığı mektupta; “Niçin benim saçımı kınaladın?” diye sorar. Gelen cavabi mektupta şunlar yazılıdır:

Ey gözümün nuru Hasan’ım,
Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor. Sen ecdadından, babandan aşağı kalamazsın.. Ben, senin anan isem, beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor…
Sen bu ailenin seçilmiş kurbanısın…
Hasan’ım, söyle zabit efendiye… bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır… Ben de seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım. onun için saçını kınalamıştım…
Allahın hükmüyle, Allah seni İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın. Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktır.
Gözlerinden öperim.
Annen Hatice

Kınalı Hasan, bu güzel vatana adanmış bir adaktı. Cephede savaşır, savaşır. Sonra yaralanır geriye alırlar… Cephenin hemen gerisinde, Kocadere Köyündeki Sargı yerine getirilir. Fakat Kınalı Hasan tedavi göremeden ruhunu teslim etmiştir. Diğer şehit olanlarla birlikte, Hasan’ın da kimlik tespiti yapılıp, köy mezarlığına gömeceklerdi. Bu işlerle görevli Zabit Namzedi (subay adayı) Mehmet Efendi, Kınalı Hasan’ın üzerini aradı, anasının mektubunu ve bir de tamamlanmamış bir şiir karalaması buldu.

Anam yakmış kınayı adak diye, Ben de vatan için kurban doğmuştum.
Anamdan Allah’a son bir hediye, Kumandanım ben İsmail doğmuşum…

Onu doğuran ana içtenliğin, sevginin, inancın ta kendisiydi…

2- Bir Şehid Annesinin Enver Paşa’ya Mektubu – Çanakkale Mektupları

Çanakkale’de … Alay’ın Birinci Tabur Dördüncü Bölük Kumandanı Ali Haydar oğlu Rıza Efendi’nin Şam’da validesi Münire Hanım Başkumandan Vekili Paşa Hazretleri’nin (Enver Paşa) imzasıyla kendisine gönderilen karttan oğlunun şehadet haberini alınca, Başkumandan Vekili Paşa Hazretleri’ne şu cevabı vermiştir:

Bismillahirrahmanirrahim ve bihi nestain İnnafetahnaleke mübina
(Nasrun minallahi ve fethun karib ve beşşiri’l-müminin)(ya Muhammed)
Muzaffer Ordu-yu Osmani Başkumandan Vekil-i alişanı Enver Paşa Hazretleri’ne

Devletlü Efenndim Hazretleri,
26 Temmuz 1331 tarihinde Çanakkale sahne-i harbinde (savaş alanında) Seddülbahir Kanlısırt nam mevkiinde ihraz-ı mertebe-i şehadet eden (şehitlik makamını kazanan) … Alay’ın Birinci Tabur Dördüncü Bölüğü Kumandanı mahdumum Ali Haydar Efendi ibn-i Rıza Efendi hakknda irsal buyurulan tebeşirname-i asafaneleri vasıl-ı dest-i ta’zim oldu (müjdenizi aldım). Bir şehid validesi olmaklığımdan ve mahdumumla beraber millet-i necibemizin (soylu milletimizin) intikamını alacak olan aile-i hakikisi (gerçek ailesi) şanlı ordumuzun tevali-i muvaffakiyatından (başarısının devamından) dolayı samim-i vicdanımla mesrur ve müftehir olduğumu arz ve teal-i vatan uğrunda sa’y ve ikdamı cihanı hayretle bırakan asker evlad ve kardeşlerimizi tezyid-i muvaffakiyat duasını yad ile bi’l-cümle ma’iyyet-i celileleri hakkındaki teveccühat-ı samime-i hazret-i kumandanilerine (komutan hazretlerinin teveccühlerine) karşı medyun bulunduğumuz ihtiramat-ı ta’zimkaranemi (derin saygımı) huzur-ı sami-i asafanelerine arz eylerim ferman.

Tavsiye Yazı: Hazreti Muhammed’in Sireti ve Sureti

3- Kahraman Bir Validenin Mektubu – Çanakkale Mektupları

Kadırga’da Hilal-i Ahmer Hastanesi’nde taht-ı tedavide bulunan Kayserili Mehmet oğlu Mustafa namındaki kahraman bir mecruh gazimize, validesinden atideki (aşağıdaki) mektup vasıl olmuştur. Bu kadar necip ve kahramanane hissiyata malik bulunan validelerin ağuşunda büyüyecek olan her yavrunun, din ve vatanı uğrunda kan döken birer “Mehmed oğlu Mustafa” olacağına şüphe mi vardır:

Oğlum,
29 Nisan 331 tarihli kartınızı aldım. Valide kalbi değil mi, müteessir oldum. Fakat büyük bir maksat ve emel-i dini (dini gaye) uğrunda cansiperane bir fedakarlık olduğıyçün sevindim. Din-i İslam’ın ve Müslümanların düşmanlara karşı devam eden beka-yı şevket ve azameti, ulu dinimizin büyük emirlerinden olan cihada süluk ile kabildir. Bu yolda cihadın mematında (ölümünde) hayat, hayatında bir hayat-ı diğer (başka hayat) vardır. Gazanız mübarek olsun oğlum!

Allah Müslüman askerlerine kuvvet, iman, sabır ve sebat ihsan buyursun amin. Düşmanlarımızı Kahhar ismiyle kahretsin. Emellerine kavuşturmasın amin. Bihurmeti’s-seyyidi’l-murselin. Ailemizde mücib-iendişe (kaygılanacak) bir şey yoktur; selamlar ederler, merak etmeyesin. Kolunun o hafif yarası yüz bin Müslüman namusunu kurtardı. afiyette ol. Allah bütün ümmet-i Muhammedi zalimlerin esareti altında yaşamaktan masun eylesin oğlum.

kayseri, 7 Mayıs (1331)
Valideniz Gülsüm

“Kahraman bir Validenin Mektubu”, Tasvir-i Efkar, Nu.1458, 18 Receb 1331/18 Mayıs 1331/1 Haziran 1915, s.2.

4- Babasından Çanakkale Cephesi’ndeki Oğluna Mektup – Çanakkale Mektupları

Adliye Nezareti İ’lamat-ı Nizamiye Kalemi Ketebesi’nden olup seferberlik münasebetiyle Arıburnu’nda fevkalade ibraz-ı şecaatle (kahramanlık göstererek) 9 Teşrin-i evvel 1331’de (22 Ekim 1915) şehit olan Balbanizade Şeyh Hüsnü oğlu Ali Burhaneddin Efendi, zabit namzedi iken söz konusu efendi Şehit Ali Paşa torunu olup Üsküdar’da 11 Şubat 1300’de (23 Şubat 1885) doğmuş, Şemsü’l-mekatib … de mükemmel tahsil görmüş ve adliyenin çeşitli kısımlarında bulunmuş cümlesinde amirlerinin takdir ve terfilerine mazhar olmuştur.

Babasının iş bu son mektubu şehadetinden bir gün önce alınmıştır.

Oğlum…

Bikes (kimsesiz) ve ihtiyar olduğumdan dolayı beni hiçbir vakit düşünme. Şimdi senin vazife-i mukaddesin (kutsal görevin) din ve millet hususiyle makam-ı kudsiyyet-i ittisamı (kutsal makamı) muhafaza uğrunda hüsn-i hizmet, ecdadın gibi bu yolda nam kazanmaktır.

Oğlum, ya gazi olup avdet (eve dönerek) y şehit olup dahil-i cennet olmaktır (cennete girmektir).

Pederin
1 Teşrin-i evvel 1331 (14 Ekim 1915)

5- Bir Askerin Kızına yazdığı Mektup – Çanakkale Mektupları


Kızım Nuriye Küçük Hanıma Mahsusdur.

Benim Sevgili Kızım,
Evvela önce iki gözlerinden öperim. Seni çok göreceğim gelmiştir; lakin askerlik engel oluyor da görüşemiyoruz. Bunun çaresi nedir ki kızım? Bunun çaresi Cenab-ı Hakk’a tevekkül olup da sabır etmektir. Ben sizi, siz de beni Cenab-ı Hakk’a emanet edelim; elimizden geldiği kadar da mektupları sık sık gönderelim. Birbirimize duada kusur etmeyelim. Şimdilik sana elbise almak üzere dedenize 310 kuruş gönderdim; ama elinizden geldiği kadar paraları muhafaza edip sarf etmeyiniz. İleride bu paralar çok itibarlı olacaktır. Malumatınız olsun.

Kızım niçin mektup göndermiyorsunuz? Zannedersem darıldınız. Canım kızım mektup gönder de, neden darıldığını mektuba yaz ki ben de anlayayım, göreyim. Darıldığımız doğru mu? Bizim tarlalardan ne kadar arpa hasıl olduğunu yazmadınız. Uşaklar Kars’a gittiler, ne götürdüler ve ne kadar kazandılar ve yahut kayıp mı ettiler, yazmadınız. Ben bunlar için size darılacak yer de siz mi bana darılıyorsunuz?

Komşulardan kim kalmıştır? Mehmet Efendi tohum verdi mi? Ne kadar verdi ise bir tarafa yazınız. Kış için ne kadar un ve ne kadar bulgur ve yarma yaptınız? İnşallah su sene idareniz iyicedir. Bizim binek atının tayı var mıdır? Ve sen de meme emiyor musun? Teyzenize çok selam söyle, sana güzel baksın. Valideniz namaz kılıyor mu? Şayet kılmaz ise bu tarafa yazarsınız. O vakit icabına bakarız.

Baki Huda’ya emanet olasınız. İki gözüm kızım.

6- Şehit Muallim Hasan Edhem Efendi’nin Validesine Son Mektubu – Çanakkale Mektupları

Şehit Muallim Zabit Namzedi Hasan Edhem, Niğde’nin Hacı Abdullah (And – Ulus) köyünde 1308(1892)’de doğdu. Babasının adı Hasan, annesinin adı Zeynep.. Dindar ve vatansever bir çocuk olarak büyüdü ve en büyük ideali öğretmen olup vatanı için faydalı nesiller yetiştirmek idi. Hem öğretmen olmak hem de hukuk tahsilinde bulunmak istiyordu. İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisiyken aynı zamanda Beyazıt’taki Numune Mektebi’nde öğretmenlik yapan Hasan Edhem, Çanakkale’de harp başlayınca gönüllü olarak yazılmış zabit namzedi olarak 3. kolordu, 57. Alay, 2. Tabur, 6. Bölük’te görev yapıyordu.

Hasan Edhem’in subay olan kardeşi Ahmet Halit de Çanakkale’de görevliydi. 19 Mayıs’ta sabaha karşı düşmana yapılan taaruzda kendi taburunun en önünde düşman siperlerine saldırırken Bombasırtı’nda şehit oluyor.

Şehit Edhem o tarihte 25, annesi Zeynep 41 yaşında idiler. Kardeşi Hilmi 16 yaşında öğrenci, kardeşi Şevket 10 yaşında öğrenci, sütkardeşi Kadir de 24 yaşındadır. Yine mektupta bahsi geçen kardeşi Halit ise 22 yaşında olup, Kirte Köyü ilerisinde Zığındere’de yaralanmıştır. işte Hasan Edhem’in annesi Zeynep Hanımefendi’ye yazdığı son mektubu:

Valideciğim,
Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!
Nasihatimiz mektubunu, Divrin ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde (gölgesinde) otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım. Uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyordu.

Gözlerimi biraz sağa çevirdim; güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı (müjdeliyorlardı). Nazarlarımı sola çevirdim; ağıl ağıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor; köpürüyordu.. Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım; hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım; güzel bir bülbül, tatlı sedayla beni tebşir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.

İşte bu geçen dakikalar anında hizmetçi:
-Efendim, çayınız, buyurun içiniz, dedi.
-Pekâlâ, dedim. Aldım baktım, sütlü çay..
-Mustafa, bu sütü nereden aldın? Dedim.
-Efendim, şu derenin kenarına yayıla yayıla giden sürü yok mu?
-Evet, ne kadar güzel.
-İşte onun çobanından 10 paraya aldım.

Valideciğim,
10 parayla 100 dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.
Fakat bu sırada düşünüyorum… Ben vâlidemin sayesinde, onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor? dedim.
Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: “Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı; bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi.”

Şevket merak etmesin; o görür, belki de daha güzellerini görür.
Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir.

O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

Ey Allah’ım, bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi,dere bile sesini çıkarmıyordu. Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben bir abdest aldım. Cemaatle namazı kıldık. O güzel çayırın üzerine diz çöktüm. Bütün dünyanın dağdağa debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim:

“Ey Türklerin ulu tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otları, şu heybetli dağların Halık’ı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak; Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve ulu tanıyan Türklere mahsustur. Ey benim Rabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri, ism-i Celal’ini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!” diyerek dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mesud, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.

Anneciğim, oğlun Halit de benim gibi güzel yerlerdedir. Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı? Kadir’e mektup yazdım.

Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat’iyen vermeyin ve sorarlarsa, biz bilmiyoruz deyin. Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim, bu dünya böyledir; fakat sen merak etme. O parayı vermese adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık; yalnız zaman ister. Valideciğim, çamaşır filan istemem; paralarım duruyor. Allah razı olsun.

4 Nisan 1331 (17 Nisan 1915)
Oğlun
Hasan Edhem

7- Mehmet Çavuş’un Hastanede Komutanına Yazdığı Mektup – Çanakkale Mektupları

Dinarlı Kadir oğlu Mehmet Çavuş, 1. Tümen, 7. Alay, 3. Tabur, 1. Bölük Çavuşu olarak Conkbayırı ve Seddülbahir Muharebelerine katılmıştır. Muhaberelerin devam ettiği günlerde büyük kahramanlıklar göstererek düşman tarafından atılan bombaları patlamadan yine düşmana atmak suretiyle cesaret ve şecaat harikaları yaratmış ve nihayet, yine böyle bir bombayı alarak düşmana havale edeceği sırada her nasılsa birden bire infilak eden bombadan sağ el bileğini kaybetmiştir. Vatan aşkıyla dolu bu kahramanımız, hastanedeki yatak ıstırabından tabur komutanına şu mektubu göndermiştir:

“Sağ kolumu kaybettim, zararı yok sol kolum var. Onunla da pek ala iş görebilirim. Beni müteessir eden yine kıtama iltihakla düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz iltiyam bulmamış (iyileşmemiş) olmasıdır. Hastaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, af ediniz muhterem kumandanım.”

Kadir oğlu Mehmet
1. Kolordu, 1. Fırka, 7. Alay, 3. Tabur, 1. Bölük Çavuşu

8- Fahreddin’den Kardeşine Mektup – Çanakkale Mektupları

1 Ağustos 331 (14 Ağustos 1915)

Hu
İki Gözümün Nuru Kardaşım!

Mektubuna pek hem pek çok samimi teşekkürler ederim. Hele Merkeztepe’den sıhhat haberini aldıkça daha ziyade seviniyorum. Merkeztepe’nin adını değiştirmek lazımdır, Kahraman Yurdu, Fedai Yuvası, Arslan Yatağı gibi bir isim lazım. Hoş bu isimler de azdır ya!

Bugün düne göre daha iyiyim. Dün ateşim 39 idi, bugün 37,9’dur. Zannederim hastalığın önü alınmıştır. Ben arzu ederim ki bayram günü siperleri dolaşayım, hepinizi kucaklayayım, bayramınızı o suretle tebrik edeyim. Ne çare felek koymadı. Biz siperlere niyet etmişken nasip bizi hastaneye getirdi. Sağlık olsun, yakında çıkar yine gelirim sevgili kardaşım…

Alay kumandanına ve sair bilenlere bilmeyenlere bizim için siperlerde bıkmaz usanmaz bir metanetle düşmana göğüs geren kahraman kardaşlarımıza çok çok selam eder muzafferiyetlerine dualar ederim ruhum.

Ağabeyin
Fahreddin

9- Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanım’ın Padişaha Mektubu – Çanakkale Mektupları

Feyzi Çavuş, Çanakkale Muharebelerinde 5. Tümen 14. Alay 4. Bölük’te vatan için kahramanca mücadele ederken şehadet şerbetini içmiştir. Çanakkale şehidi Feyzi Efendi’nin üç çocuğu yetim kalmıştır. Eşi Zehra Hanım hayat mücadelesini sürdürmektedir. Tek derdi evlatlarıdır. Onların iyi bir eğitim alması en büyük amacıdır. Bu amaçla dilekçede gayet acıklı bir lisan ile aczini bildirmekte üç çocuğunun eğitimi için yardım dilemektedir:

Maruzdur.
Cariyeleri Yenibahçe’de Kaptan Sinan Paşa Mahallesi’nde sakineyim. Son derece zaruret içinde imrar-ı hayat (hayatıma devam) ediyorum. Dört evladım her gün gıdalarını temin edemediğimden ağlıyorlar. Artık bundan fazla tahammül edemeyeceğim. Çocuklarım bir gün açlıktan ölecekler. Üç tanesinin mektep zamanıdır. Her sene Maarif’e istida (dilekçe) verdim, üç senedir hiçbir yere yerleştiremedim. Yirmi dört saatte yalnız bir dilim kuru ekmekle iktifa eden yavrularımı okutmak için lazım gelen meblağı tedarikten acizim.

Üvey pederleri başlarında veli idi. O da Çanakkale’de şehit oldu. Büsbütün bi-vaye (fakir) kaldık. Milletin babası olan zat-ı saadet-penahilerine sığınarak niyaz ve istirhamda bulunuyoruz. İkisi kız biri oğlan olan üç evladımı leyli (yatılı) bir mektebe yerleştirmenizi merhametinizden bekliyoruz. Gerçi sene başı değilse de artık açlıktan takatleri kalmayan yavrucaklara pek büyük bir lütufta bulunacağınızı ümit ediyoruz.

Üç öksüzüme bir mektep bulsam henüz iki yaşında olan bir erkek evladımla artık hizmetçiliğe de gidebilirim. Çocuklarıma merhamet ediniz. Biz milletin muhtac-ı muavenet (yardıma muhtaç) evladı siz de onların muhterem alicenap pederleri oldukça sizden başka müracaat edecek bir kapı bulamadım. Bir aileyi sefaletten kurtarmakla pek büyük bir lütufta bulunmuş olacaksınız. Ol babda emr-u ferman hazreti menlehü’l emrindir. 17 Nisan 1333 (17 Nisan 1917)

Yenibahçe’de Kaptan Sinan Paşa Mahallesi’nde 1 numaralı hanede Beşinci Fırka, 14. Alay 4. Bölük’te Yassıviran Karyeli Tevfik oğlu Şehid Feyzi Çavuş’un zevcesi cariyeniz Zehra.

10- Mesudiye Zırhlısı Subaylarından Langazalı Mahmut Efendi’nin Eşine Yazdığı Son Mektup – Çanakkale Mektupları

Mülazım-ı evvel Langazalı Davud oğlu Mahmut Mesudiye zırhlısında çarkçı subayı olarak görev yapmaktadır.Çanakkale Boğazı’nda mayın hatlarını korumak amacıyla Sarısığlar Koyu’nda sabit batarya görevi yapmak üzere demirlenmiş vaziyette iken İngiliz B-11 denizaltısı tarafından 13 Aralık 1914 tarihinde batırılmıştır. Bu sırada Mesudiye’nin mürettebatından 10’u subay olmak üzere toplam 35 asker şehit olmuştur. işte bunlardan biri, Mesudiye’de Çarkçı Mülazm-ı evvel (teğmen) olarak görev yapan Langazalı Davud oğlu Mahmut’tur. Bu mektup Mahmut Efendi’nin eşine yazdığı soon mektup olur:

Hu
Huzur-ı Alilerine
Zevcem Lütfiye Hanım

27 Teşrin-i evvel 1330 tarihiyle valideniz namına göndermiş olduğum tahriratın cevabını ahzedemediğimden (alamadığımdan) me’yus ve mükedderim. Şimdi ise, ikinci bir mektup dahi sizin namınıza gönderiyorum. Bunu teehhür etmezsiniz (bunu geciktirmezsiniz) zannederim. Geçende göndermiş olduğum iki adet Osamanlı lirasını almış olduğunuzu gönderdiğiniz mektubunuzda zikrediyorsunuz. Memnun oldum. Lakin hiç olmazsa sizden bir selam bile mektuba yazılmamış. Her ne hal ise peder ve validenin dest-i şeriflerini takbil eylerim (mübarek ellerini öperim). Peder efendinin rahatsızlığı inşallah kesb-i ifakat etmiştir (iyileşmiştir). Tarafınıza yedi adet Osmanlı lirası gönderiyorum. Bunun beş lirasını eskiden size olan borcumdur. Kat’iyen sarf etmeyeceksiniz (harcamayacaksınız). Ben de borcumdan kurtulmuş olacağım. İkisini de harçlık ediniz. çocuklara kışlık olarak bir şey yaptınız mı beyan ediniz. Beşi bir arada yaptırıp kullanasın. El-baki dua ediniz.

Mehmet efendi’ye ve sair bizi bilip sual edenlere mahsus selam ederim. Benim için çocukların gözlerinden bus ediniz (öpünüz). Cevabını serian (acele) beklerim. Orada resimci varsa çocukların resmini çıkartıp gönderiniz. Meşguliyetim çok olduğundan düşünerek bir şey yazamıyorum. Kusura bakmayınız. Postahaneye … lira para verdim. Öylece alasınız.

Daima haftada bir mektup gönder, merak ediyorum. Nasıl rahat mısın onu da söyle. Postahaneye validenizle beraber gidiniz.

Zırhlı Mesudiye Fırkateyn-i Hümayunu mürettebatından zevciniz. 6 Teşrin-i evvel 1330 (19 Kasım 1914)

11- Harp Cephesinde Ömer Onbaşı’dan Küçük Kardeşine Mektup – Çanakkale Mektupları

Benim nur-ı aynım ve ciğerköşem bireder-i can-beraberim efedim!

Mahsusen selam ve dualar olunup hatır-ı nazikaneleri istifsar kılınmakta ve gülden nazik demirden pek vücud-ı nazeninleri daima sıhhat ve afiyet üzere olup Cenab-ı Hakk Teala Hazretleri cenabının bilcümle cism-i latif ve ruh-ı şeriflerinize sıhhat ve afiyet ihsan edip Hakk yüzü suyu hürmetine savn-ı samedanisinde ileriye geriye gitmeyerek masunlar buyura amin. Duaları Huda’ya amma ba’d ile ithaf olunup eğer ki bu taraftan sual-i şerif ve erzani latif buyrulursa hafazanallah tarih-i şukkaya değin vücud-ı behbudumuz afiyet üzere olup…

Benim bidanecik kardaşım Mehmed,
Pek iyi bilin ya Mehmed, Onbaşı olduk da hala okuyup yazmak öğrenemedik! Başçavuşumuz Hüseyin Efendi’den rica ettim, sana şu güzel mektubu yazmaya başladı. Hele bir kerecik dinleyim dedim; okudu, bir şey anlamadım. Ama mektup böyle yazılırmış, katipçesi bu imiş. Hocaefendilerden böyle öğrenilirmiş; benim neyime gerek? Anlamadıktan sonra benim neyime gerek? Koca Başçavuş’un eline ayağına sarıldım, yarım saat ricalar ettim. Hele hele Allah’a bin şükür ağzımdan ne çıkarsa yazıvereceğine söz aldım. Ama pek de cahilce şeyler söylersem düzeltiverecek. Bunu da ben razı oldum. Ne yaparsın, cahil kalmanın sonu işte budur! Ağabeyin Ömer Onbaşı.

Benim tek kardeşçiğim Mehmed,
Sen bensiz oralarda ne yapıyon, ne iş tutuyon? Haber ver bakalım: Koca Nine zahrelerimizi öğüttü mü? Köyün değirmeni işliyor mu? Şimdicik ben kalksam da köye gelivirsem, bir dilim ekmek bulup virebilin mi? Küçük bınar daştı mı? daşmadıysa susuzluk çekersiniz, vah vah. Bana bak oğlum; Şimdicik çocuklar delikanlı yerine geçtiler.

Sen de davran Koca Nine’ne, köyün ihtiyarlarına yardım it. Sana ne iş virirlerse yapvir, anladın mı? Sen beş vakit namazını kılıyon mu? Yoksa tenbel tenbel sokaklarda mı dolaşıyon? Aman Mehmed’im beş vakit namazını sakın sakın ha terk itmeyesin. Namazını kılmazsan, orucunu tutmazsan Hak Teala Hazretleri seni sevmez; beş sene sonra asker olunca yüzünde nur-ı pir görülmez. Sonra senin adını bölükte “Yüzü Şavksız Mehmed” koyarlar.

Bizim köyün mektep hocası köy hocası olacak adam değildir, büyük ulemadır. Sen beni dinle, neyine lazım? Hocaefendi’nin eteğine yapışasın. Sen ondan daha yigirmi bin ilim kaparsın. Bizleri sorarsan ah oğlum bilsen, cenkte neler, ne babayiğitlikler gösteriyoruz.
Ağabeyin Ömer Onbaşı

Tavsiye Yazı: Mehmet Akif Ersoy Hayatı ve Yaşadıkları

12- Sivaslı Sami Efendi’nin Hastaneden Biraderine Yazdığı Mektup – Çanakkale Mektupları

Çanakkale’de şan ve şehametle vatanı müdafaa eden kahramanlarımız meyanında (arasında) bulunmağa ihraz-ı şerefeden (bulunma şerefine nail olan) Mekteb-i Hukuk (Hukuk Fakültesi) mezunlarından Sivaslı Sami Efendi’nin, biraderine yazdığı mektubu. İftiharla naklediyoruz. (İkdam, Nu: 6590, 10 Haziran / 23 Haziran 1915)

“Seddülbahir cihetinde aldığım hafif ve ehemmiyetsiz birkaç yaranın tedavisi zımnında Dersaadet’e geldim. Cerrahpaşa Hastanesi’nde tedavi edilmekteyim. Yaralarım merak edilecek bir halde değildir. Birkaç gün sonra tedavi biter. Sivas Mebusu Ömer Şevki Bey hastahanenin ser (baş) operatörüdür. Ahval-i harbiyemiz (savaştaki halimiz) pek büyük iftihara şayandır, Cenab-ı Hakka bin şükür olsun. En ileri hatlarda bulunuyorduk. Bütün askerlere mükemmel tayın ve yevmi (günlük) sıcak karavana geldikten başka her gün de parmak üzümü, fındık içi, bol sigara, şekerleme gelmektedir.

Bunları az bir miktarda zannetmeyiniz bilakis mebzulen tevzi edilmektedir. Asker de vazifesini pek güzel ifa ediyor; Faik (üstün) top kuvvetine karşı sine-i imanını geriyor. Düşman piyadesini her taazruzda mutlaka mecbur-ı firar (kaçmaya mecbur) ediyor, kariben hak-i pak vatanı pay-ı mülevveslerinden tathir edeceklerini (vatanın temiz toprağını pis ayaklarından temizleyeceklerine) müstainen billah arz edebilirim. Düşman zaiyatı bizimkinin beş on misli fazladır. Tarassudda bulunuyordum, bunu gözümle gördüm.

Gelelim hastahanelerimize, dağ başında dereye çekilmiş olan seyyar bir hastaneye geldik, arabadan iner inmez ekmek, çay ve et suyu ile pişmiş çorba geldi. Sonra sigara paketleri, koyun yoğurdu ayran, ikindiye doğru bir çay daha akşama güzel bir süt. Nöbetçiler valide gibi mecruhinin (yaralıların) her ihtiyacını beşaşet ve mülayemetle eda ediyorlardı. Yatağı temiz bir vapurla İstanbul’a geldik. Lastik tekerlekli faytonlarla hastanelere tevzi edildik.

Araba ile giderken İstanbul caddelerinde her Müslüman’ın nazar-ı şefkat ve himayeti bize teveccüh ediyordu. Büyükler ve hatta çocuklar arabamıza portakallar vesair münasib yemişler atıyorlardı. Hastahanede esbab-ı istirahat ve tedavi (dinlenme ve tedavi imkanları) pek mükemmel, Cenab-ı vacib-i hakikinin hıfz ve himayesiyle beraber milletin de böylece semahat ve şefkati ber-devam oldukça (sürdükçe) zafer elbette bizimdir. Kardeşim.”

Anahtar kelimeler: Kınalı Kuzular, Kınalı Hasan, Çanakkale Mektupları, Çanakkale Destanı, Şehit Mektupları
Kaynak: Derin Tarih Dergisi 60. sayısı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir